Keloğlan ve Sihirli Tas Masalı – Dileklerin Gücü, Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, etrafı yemyeşil ormanlarla çevrili küçük bir köyde, annesiyle birlikte yaşayan Keloğlan varmış. İsminin aksine, kel kafasının içi dolu dolu, zekâ parıltıları saçan bir delikanlıymış. Ancak köydeki bazıları, onun dış görünüşüne bakıp, “Bu Keloğlan’dan hayır gelmez,” deyip geçerlermiş. Oysa onun en büyük zenginliği, tertemiz bir yürek ve keskin bir zekâydı.
Bir gün, annesi Keloğlan’ı ormandan odun toplamak için yollamış. Ormanda derinlere doğru ilerlerken, yaşlı ve kökleriyle toprağa sımsıkı tutunmuş bir meşe ağacının dibinde tuhaf bir parıltı gözüne çarpmış. Eğilip baktığında, toprağa gömülü, eski ama bir o kadar da garip bir tas bulmuş. Tas, bakırdan yapılmıştı ve üzerinde anlamadığı gizemli işaretler vardı. Tozunu toprağını temizleyip evine götürmüş.
O gece, evde yemek yerlerken, annesi iç çekerek, “Ah oğul, keşke bir tas sütlü irmik olsa da yesek,” demiş. Keloğlan, o gün bulduğu tası getirip masaya koymuş. Tam annesinin sözü bitmiş bitmemiş, tasın içi ağzına kadar mis kokulu, üzeri tarçınlı sütlü irmik ile dolmuş! İkisi de şaşkınlıkla birbirine bakakalmış. Keloğlan, “Sanırım bu sihirli bir tas anne!” diye heyecanla bağırmış.
Ertesi gün, Keloğlan tası yanına alıp köy meydanına gitmiş. Köyde, çok hasta olan ve ilaç alamayan yaşlı bir dede varmış. Keloğlan, tasın başında, “Keşke dedenin ilacı olsa,” demiş. Ve bir anda tasın içi, en nadide şifalı otlarla dolu olmuş. Bu mucizeyi gören köylülerin gözleri faltaşı gibi açılmış. Keloğlan, tası kullanarak köydeki açları doyurmuş, ihtiyacı olanlara yardım etmiş. Artık herkes onu sevgi ve saygıyla anar olmuş.
Ancak köyün zengin ve açgözlü Ağa‘sı bu sihirli tasın haberini almış. Gözünü hırs bürümüş. “O tas benim olmalı!” diye düşünmüş. Hemen yanına adamlarını alıp Keloğlan’ın evine baskın yapmış. Zorla tası elinden almış ve onu ormana kovalamışlar.
Ağa, koca malikanesine dönüp tasın karşısına geçmiş. Ağzı kulaklarında, “Ey sihirli tas!” diye bağırmış. “Önce altınla dol! Sonra gümüşle! Sonra da mücevherlerle! Daha çok, daha fazlasıyla dol!” Her dileği dilediğinde, tas ağzına kadar altın, gümüş ve değerli taşlarla doluyor, Ağa da daha çoğunu istiyormuş. Açgözlülüğünün sonu gelmiyormuş.
Sonunda, “Artık yeter!” diye bağıran bir ses duymuş. Ama ses, tasdan gelmiyormuş. Keloğlan, pencereden içeri girmiş. Ağa, “Defol buradan, seni kel kafalı!” diye bağırarak elindeki altınları Keloğlan’a fırlatmış. Tam o sırada, tas birden parlamış ve Ağa’nın söylediği son kötü sözü, “Kel kafalı!”yı tekrarlamaya başlamış. Tas her parladığında, Ağa’nın kafasında bir avuç saçı dökülüyormuş! Ağa, “Dur! Yeter!” diye çığlık atsa da tas onun bu çığlığını da tekrarlıyormuş.
Keloğlan, tası sakinleştirmek için usulca yaklaşmış. Tası eline almış ve şefkatle okşamış. “Ey güzel tas,” demiş. “Seni bulduğumda bana sadece iyilik yapmayı öğrettin. Lütfen artık dur.” Tas, Keloğlan’ın sakin ve temiz yürekli sesini duyunca parıltısını yavaş yavaş kaybetmiş ve eski haline dönmüş.
Ortalıkta, saçsız kalmış, utancından yere bakakalan bir Ağa ve etrafa saçılmış durumda, artık işe yaramaz bir yığın altın ve mücevher varmış. Keloğlan, Ağa’ya dönmüş ve “Gördün mü Ağa?” demiş. “Bu tas, açgözlülükle kullanıldığında sadece bela getirir. Onun asıl gücü, iyilik yapmak ve paylaşmak için kullanıldığında ortaya çıkar.”
Ağa, bu olaydan sonra büyük bir ders almış. Tüm servetini köyün ihtiyaçları için harcamaya, fakir fukarayı gözetmeye başlamış. Sihirli tası ise Keloğlan’a geri vermiş. Keloğlan, tası asla zengin olmak için değil, hep ihtiyacı olanlara yardım etmek için kullanmaya devam etmiş. Annesiyle birlikte huzur ve mutluluk içinde yaşamışlar.
İşte bu masalın bize öğrettiği şudur: Asıl sihir, elde ettiğimiz güçte değil, o gücü nasıl kullandığımızdadır. Keloğlan’ın kel kafasında saklı olan zekâ ve iyilik, onun en büyük hazinesiydi. Sihirli tas ise sadece onun bu içindeki iyiliği dışarı vurmasına yarayan bir araçtı. Paylaşmanın, cömertliğin ve temiz bir kalbin en büyük servet olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Belki de hepimizin içinde, dilekleri iyiliğe dönüştüren bir sihir vardır, yeter ki onu kullanacak yüreğimiz olsun.
Bir önceki yazımızda sizlere Uyku Perisi Masalı – Rüya Tozu ve Yıldız Işığı hakkında bilgi vermiştik.







Bir yanıt yazın